3 Çocuk 2 Çanta 1 Disneyland

disney 5Biriken millerimizin son kullanma tarihi yaklaşınca ani bir karar ile Disneyland’a gidiyoruz dedik. Öncesinde yaptığımı hızlı ve kısa araştırma bize Disneyland otellerini seçmemizin büyük kolaylık olacağını işaret ediyordu zira bu otellerde kalanlar bir saat erken Disneyland’a girebiliyorlar, park biletlerini ücretsiz ya da indirimli temin edilebiliyorlar ve en önemlisi yürüyüş mesafesinde olan otellerinden kolaylıkla alana ulaşabiliyorlardı. Hepsi iyi güzeldi ama biz otellerde yer bulamadık. Nisan ayının ortasında güneşli bir hafta için seçmiştik ve olası bilet kuyruğunu bertaraf edebilmek için Disneyland biletlerimizi internet üzerinden Pazartesi ve Çarşamba günleri için satın almıştık. Salı gününü sakin bir Paris turu ile bir nebze dinlenerek geçirmek istedik.

Otelimiz Bailley – Romainvlliers adında küçük bir kasabadaydı. Araçla 10 dakika uzaklıktaydı Disneyland’a.

Olası taşkınlıklarını önlemek adına öncesinde çocuklarımı – ki bu yazıda onlara kısaca Tripod demek istiyorum- yabancı bir ülkeye gideceğimizi, etrafımızdaki insanların başka dillerde konuşacağını ve evimizde alışık olduğumuz yiyecek içeçecek, uyku ve oyun düzenini orada bulamayacağımızı anlattım.

Uçak yolculuğunda büyük oğlum (Açin 7) tek başına seyahat edebileceğini söyledi ve bizden bağımsız bir koltukta babasının görüp kontrol edeceği bir mesafede ayrı oturdu. İkizler benimle birlikte oturdu. Yanıma aldığım boya kalemleri, resim defteri, oyun kartları ve küçük oyuncak arabalar sayesinde uçuş sorunsuz geçti. Bulutu bir öğleden sonra Paris’e indik.

Havaalanının oyun parkından farksız olan insanı uzay üssünde hissettiren yürüyen merdivenleri sayesinde çocuklar için eğlence başlamıştı bile. Pasaport polisi her ne kadar bizi tek tek kontrol etmek istediyse de top şeklide yerde yuvarlanan Tripod’u topluca geçirdi. Otelimize gittik. Eşyaları gelişi güzel odalarımıza bıraktık ve vakit kaybetmeden ertesi günkü ilk Disneyland günümüzün sırt çantası alışverişini yapmak üzere kasabanın marketini bulduk. Ekmek, peynir, meyve, içecekten oluşan alışverişimizi tamamladık. Sırt çantalarımıza yerleştirdik. Seyahate çıkarken yanıma aldığım kuru erik, fındık, badem, kuru kayısı, kuru üzümün seyahat süresince sindirime destek şövalyeler olarak ne kadar işimize yarayacağını henüz bilmiyorduk.

İnternet biletlerimizin baskıları ile Disneyland’a giriş yaptık.

disney 1

Disneyland, ana güvenlikten geçtikten sonra oyun parkları ve stüdyolar olmak üzere ikiye ayrılıyor. İlk gün tercihimiz tematik parkları gezmek oldu. Şehir meydanına adım attığımızda Disneyland rengarenk masal binaları ile bize eğlence sinyallerini vermeye başlamıştı. Girişte verilen park haritası ilk anda karmaşık görünse de ana trene binerek önce dört ana tematik parka dışarıdan baktık. Çok da vakit kaybetmeden bir istasyonda inmeye karar verdik. İkizlerimin yaşına (Albek ve Koças 4) uygun olacağını düşünerek turumuza Fantasyland’dan başladık.

disney 2Sırasıyla en basitten karmaşığa, en az sıra olan eğlence noktasından en kalabalık kuyruklara doğru yol almaya karar verdik. Hızlı geçiş sağlayan noktaları tespit ettik. İlk gözlemimiz her sırada min 25-30 dk beklendiğiydi. Atlı karınca ve döner fincan ile başladık güne. Basit ısınma turlarından sonra sırasıyla, Peter Pan, Pinokyo, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masallarının canlandırıldığı tünellere girdik. Ses ve ışık efektleri sayesinde ben bile çocukluğuma uzandım. Minik bir dünya turu yaptık su üzerinde hareket eden botlara binerek. Tüneller içinden geçtik. (It’s a small world )Maketler, temalar, müzikler küçük yaş grubu çocular için gerçekten etkileyiciydi. Miki Mouse ile buluşulan binanın önündeki sıra bizi önce korkuttu (Meet Mickey Mouse) Sıranın azaldığnı düşündüğümüz bir ara dahil olduk gruba fakat buna rağmen roblar ile bölünmüş salonda ağır ağır ilerleyerek 40 dk. bekledik. Dev ekranda çocuklar sıkılmasın diye Miki Fare’nin klasikleşmiş bölümleri gösterildi. Ve sonunda Miki’in kulisine girdik. Loş, sessiz, kıpkırmızıydı. Bir yetişkin için dayanması zor anlardı ama çocuklar için öyle değildi. Belki de gördükleri en bakımlı ve iri maskot olduğundan ona sarılıyorlar, öpüyorlardı. Görevliler de o birkaç dakika içinde çocukların fotoğrafını çekiyordu. Miki ile 3 dk içinde tanıştık, bakıştık, vedalaştık. Bu vakti harcamaya değer miydi sorusunun cevabı biz yetişkinlerce hayır olsa da Tripod’a sorduğumuzda cevap evetti.

disney 4Alice Harikalar Diyarı’nın neşeli detaylarla dolu –Kurulu bir mekanizmayla çalıların arasından yükselen kraliçe ve yürüyen muhafızları gibi…-Labirenti’nde kaybolduk, kraliçenin şatosuna girdik ve Fantasyland’a bir de yukarıdan baktık. Disneyland logosunda da yer alan o şekerleme gibi şato (Uyuyan Güzel’in Şatosu/ Seeping Beauty Castle) uzaktan zarif görünüyordu. Masal kitaplarından birinin içine düşmüş gibiydik.

.Park içindeki kafe, büfe ve restoranlar çok kalabalıktı. Yemeği geçiştirmek yerine güzel bir öğlen yemeği yemek istedik fakat seçenek oldukça azdı. Yağlı iri hamburgerler ve cipslerle doluydu etraf. Çocukları kıramadık, böyle bir menüye İstanbul’da beş kişilik güzel bir akşam yemeğine ödeyeceğimiz kadar hesap ödedik. Ve tabii bu son olsun dedikJ. Sırt çantamızdaki meyvelerden vazgeçmek yoktu. Sleeping Beauty Castle‘a çıktık ve oradan da Nisan yeşili manzaraya şöyle bir baktık. Ardından şatonun yanındaki Ejderha Mağarası’na girdik. Karanlıkta gözlerinden ateş, burdundan duman çıkan ve bir çocuk için fazlasıyla geçekçi olan ejderha Tripod’u korkuyla karışık büyüledi. Karanlık, nemli ortamdan çıkıp kendimizi pamuk şekercinin önüne attık. Yarım saatlik bir sıra- Pfff- bekledik ama çok lezzetli ve yüzümüzün neredeyse iki katı büyüklükteki pamuk şekerleri afiyetle yedik-Mmmm-Yine beklemeye değmişti.

disney 7Bankların, özenle gövdesi çevrelenmiş manolyaların, yemyeşil ağaçların altı çocuk, genç, anne babalar ile doluydu. Başımızı çevirdiğimiz her yön bize ayrı bir estetik pencere açıyordu. Fotoğraf makinamı kapalı tutmakta zorlanıyordum.

Beklediğimiz onlarca dakikanın karşılığı 5- 10 dakikalık ve fakat sıkı bir şaşırmaca ve eğlence deneyimi olduğu için Tripod her keresinde ‘bir daha’ diyordu. İyiydi güzeldi ama daha önümüzde bir sürü eğlence noktası vardı, Adventureland’ı keşfetme vakti gelmişti.

disney 8Parkta ilk durağımız Indiana Jones & the Temple of Peril oldu. Aramızda boyu ve cesareti uygun tek kişi eşimdi. Onu beklediğimiz yarım saat boyunca çocuklarla bir taşın kenarında gelip geçeni izledik, insanların neşe ve korku çığlıklarını dinledik. Normal koşullarda sağa sola dağılan ve peşlerinden bizi koşturan Tripod babalarının yokluğunda gözle görülür bir ciddiyete büründü ve birbirlerinden ve benim yanımdan ayrılmadan vakit geçirdiler. Indiana Jones’in yanında Piretes Beach ve Karayip Korsanları vardı. Bu bölüm ailecek en sevdiğimiz bölümlerden biri oldu. O karanlık ortamda gerçeğe yakın maketlerle etkileyici bir korsan disney 6şehri yaratılmıştı; hırsızı, sarhoşu, mahkumu, eşi, çocuğu, aşıklari, hazineleri ve iskeletleriyle… Haritamızın üzerine işaret koyduk, evet biz ailecek tekrar Korsanlar Şehrine inecek, hızla suyun üstünden kayıp düşecektik ve ağzımız açık çıkan ilk fotoğraflarımıza inat zafer işareti ile poz verecektik bir sonraki düşme anında.

Alaaddin’in sihirli lambasına dokunup Frontierland’a geçtik.

disney 10Anne ‘bi daha’ baba ‘bi daha’ sesleri arasında kendimizi Big Thunder Mountine sırasında bulduk. Dışarıdan farkedilmeyen çılgın bir sıra. Yalnız çocuklar değil yetişkinler hatta yaşlı çiftlerin bile beklediği, her dilin konuşulduğu, her dilde anne seslenişinin duyulduğu, uzun ve dönemeçli bir sıra. Demir bölmelerin üstüne tırmanıp yürüyen Tripod’u toparlayarak, zaman zaman çekiştirerek, zaman zaman çişleri geldiği için bir köşeye çekip çantamızdaki 1,5 litrelik boş pet şişeleri tuvalet olarak kullanırken arkamızdaki kişilere yol vererek, kısaca mehter takımı gibi ilerleyerek 45 dakika sonra trene varabildik. İyi ki sabrettik, iyi ki sabrettiler. Bu ne hız, bu ne heyecen! Karanlık tüneller, sert dönüşler, çocuk gülüşleri, başları herhangi bir yere çarpmasın diye elini, kolunu, gözünü, yüzünü dört açan ve çocuk sayısına yetişemeyen kucak sayımızla her keresinden onlardan daha büyük sorumluluk ve heyecan duyan biz. Trene de bir kez daha binmeye karar verdik ve haritamızda işaretledik. Sersemlemiş bir şekilde göl kanarında geçip Phantom Manor’a ulaştık. Dışarından bakınca etkileyici bir yapıydı.disney 11 Sanırım tüm detayları düşününce rahatlıkla söyleyebilirim ki; bir gün yolumuz yine Disneyland’a düşerse içine girmeyi tercih etmeyeceğim tek yer olarak aklıma kazındı korku tüneli. Ölü gelinler, piyano sesleri, iskeletler tamam ama iyi çekilememiş ve komik bile bulunabilecek bir korku fimi gibiydi. Oldukça hantal karikatürize bir korku tüneli. Akşam olmak üzereydi. Herkesin boy uzunluğunun standartlara uyduğu, ortak kullanabileceğimiz eğlence noktaları, macera bölümünde tükenmiş gibiydi.

Artık Discoveryland’a geçebilirdik.

disney 21İlk olarak uzay mekiğine bindik (Orbtron). Görüntü olarak mekikti fakat bizim bildiğimiz dönen uçaklardan farkı yoktu. Tek küçük farkı hızıydı belki. Uzun bir sıra vardı. Hava kararmak üzereydi. Çok acıkmıştık yine de eğlence ağır bastı. Önce binelim sonra yemek yeriz kararı aldık. Bu karardan sonra neredeyse bir saat daha sırada bekledik. Sıramız geldi. Hareket ettik. Tripod çoook heyecanlandı fakat yalnızca 5 evet yalnızca 5 tur döndüğü için heyecanın tadı damaklarında kaldı.

disney 23Oyuncak Hikayesi’nin Buzz’u çocukların en sevdiği karakterlerden biri. Başımızı sağa döndürdük ve Buzz bizi uzay savaşı için (Buzz Laser Blast)çağırıyordu. Yarım saatlik bir sıranın ardından elimizdeki ışın tabancaları ile uzay yoluna girdik. Çocuklar gösterilen hedeflere ateş ettiler. Biz anne baba olarak uzay gemisinin dümenindeydik. Çıkış Buzz ve arkadaşlarının ilginç oyuncak ve hediyeliklerinin olduğu mağazaya açıldı Hızlıca göz gezdirdim. Daha önce uzaktan şöyle bir baktığım mağazalara göre çok daha ilginç şeyler vardı fakat eşimle prensip olarak bir karar almıştık. Hiçbir hediyelik eşya mağazasına girmeyecek, vakit kaybetmeyecek ve çoğu çin mali ve kalitesinin çok üstünde fiyatlara satılan ürünlerden almayacaktık(kaliteli ürünler de vardı elbet). Bunu o gün için başardık ve zil çalan midelerimizle meydana yakın restoranlardan birine gittik. Bizi yıkan bir açıklama ile boynumuzu büktük. Servis kapanmıştı. Saat 22:00’ye yaklaşıyordu. Park kapanmak üzereydi. Disneyland Railroad’da ışık gösterisi başlamak üzereydi. Meydan ile ana cadde arası insanlarla dolmaya başlamıştı. Çocuklar açtı. Atıştırmalıklarımız bitmişti. Yorgunduk ve üşüyorduk.

Eşim pizza ve sandviç satan bir restoranın bizim gibi yemeği son ana bırakan insanlardan oluşan kuyruğuna girdi. Kaldırımlar, mağazaların önü gitgide kalabalıklaşıyordu.

disney 22Kafelerin tüm masaları dolmuştu, kısa süre sonra da ana yolu tamamen insanlar kapladı. Çoculara yedek giysilerini giydirdim. Albek çok zayıf olduğu için üşüyor, Koças uykuya düşkün olduğu için uyumak istiyorum diyerek mızmızlanıyordu. Abicik Açin ise ışık şovunu izlemek için sabırsızlanıyordu. Kafam karmakarışıktı. Restoranın son yiyeceklerini alan (bir kek, bir salata kasesi ve iki pizza dilimi) eşim yanımıza geldi. Çocuklar yiyeceklerin görüntüsün yadırgadılar. Açlığa yenik düşüp atıştırdılar ama üç yudumdan sonra yemeği bıraktılar. Ve derken beklenen oldu ikizler evimize gidelim diye tek bir ağızdan haykırmaya başladı. Bu haykırışla birlikte ışık gösterisi de başladı. Açin kalabalığın içine doğru sevinçle ilerlerken önünü kestik. Ters yöne, çıkışa, istasyondaki taksi durağına doğru yürümeliydik. Kardeşlerinin dayanamadığını söyledik ona ve söz verdik; ikinci gelişimizde her ne olursa olsun ışık gösterisini birlikte izleyecektik. İsteksizce tamam dedi, arkamıza takıldı. Odamıza girdiğimizde kim nasıl ne şekide uyudu pek hatırlamıyoruz. Kim nereye kıvrıldıysa orada kaldı. Artık eller sabah uyanıldığında yıkanacak, dişler kahvaltıdan önce fırçalanacaktı. Tatil biraz da bu demekti. Biraz gevşemek ve herşeyi akışında kabul etmekti. Ve fakat saçma bir huzursuzlukla ıslak mendili alıp çocukların ellerini sildim. Öptüm onları ve Zzzzz.

Ertesi sabah trenle Paris. Uzun bir Paris günü . Kaçırılan tren yüzünden son trenle otele dönüş. Ayrı bir yazı konusu. Yaşadıklarımızı bir biz bir belimiz, bir boynumuz, bir sırtımız, bir de ayaklarımız biliyor:))

disney 20Çarşamba Disneyland… O gün planımız belliydi. Önce stüdyolar bölümüne gidecek, vakit kalır ise tekrar macera parkına dönecektik. Ve öyle de oldu. Şöyle ki…

Önce Disney karakterlerinin saat başı gerçekleşen imza seramonisini izledik. Açin çılgınca imza alan çocukları görünce onlara imrendi. Cep ajandamı ve mini tükenmez kalemimi çıkarıp ona verdim. Fakat ne olduysa oğlumun karşısına denk gelen maskot- kalemi ve not defterini çok küçük bulmuş olabilir- imza vermedi. Açin çok üzüldü. Ve bir daha o seramoniyi izlemedi.

disney 16Çizgi karakter Stitch’in interaktif şovuna katıldık. Salonda yalnız Fransızlar vardı. Şov Fransızcaydı. Hiç bir şey anlamadık ancak jest, mimik ve seslendirmeler sayesinde izlediğimiz animasyona ailecek güldük. Ve tabi buna da inananmadık. Ardından büyük bir sinema salonuna(CineMagic) girdik. Gerçekten sihirli bir sinemaydı izlediğimiz. 1900’lü yılların başından günümüze kadarki süreçte çekilmiş, aklımıza kazınmış olan filmleri, iki güncel karakteri de içine katarak sinema perdesinin önünde ve arkasındaki sihirli oyunlara dönüştüren ilginç prodüksiyon sayesinde farklı bir gözle izledik. Backlot’da Armageddon filminin bir parçası olduk. Uzay mekiğimize göktaşları çarptı, sarsıldık, ürperdik ve en sonunda ateş alan uzay gemisinden dışarı çıktık.

Bu bölümün en büyük Roller Coaster’ı (Rock’n Roll Aerosmith)’e Açin babasıyla bindi. İkizler boy sınırına takıldı. En çılgın eğlencelerden biri olduğunu söylediler. İnanıyorumJ Stüdyolar’da iki önemli nokta için Fast Pass(hızlı geçiş )almıştık. Moteurs Action ve The Twilight Zone Tower of Terror. İlkinde bir aksiyon film nasıl çekilir öğrendik. Motosikletler, arabalar, patlayan silahlar, ateş alan variller ve yanan insanlardan oluşan gösteriyi izledik. Diğerinde ise geçmiş bir kazada hayatını kaybetmiş hayaletlere el sallayıp 4 katlı binadan hızla düşerek onların kaderini yaşamış bulunduk. Bu düşüş öyle hızlıydı ki zayıf olan Albek’in kollarımın altından havalandığına şahit oldum. Yüzümüzde dev şaşkınlık ve gülümseme ile keşfe devam ettik.

disney 15Toy Story PlayLand ikizlerin en keyif aldığı alanlardan biri oldu. RC Racer ‘a binen abilerini heyecanla izlediler ve kuru erik, badem molası verdiler. Uçan Halı ve Slinky Dog Zigzag Spin 4 yaşa uygun eğlence araçları olarak stüdyolar bölümünde ufaklıkları oyalamayı başardı. Askeri birlik paraşütlerinden atladık, konuşan dinozara laf attık ve heyecanla tematik parklar bölümüne geri döndük.

Korsanalar Şehri ve Big Thunder Mountain ikinci kez bizi bekliyordu. Şans elverdi, uzun kuyruklar yoktu. En zevk aldığımız eğlence alanlarını birkez daha görmüş olduk.

Meydandaki çeşmeden su içtik. Giysilerimizi kalınlaştırdık. Şatoyu oldukça iyi gören alanda temiz ve rengarenk bir çöp kutusunasırtımızı dayayarak yere oturduk ve ışık gösterisini bekledik.

Elbette bunu da beklemeye değdi. Peter Pan’ın sunumuyla klasik pek çok masal müzik ve ışık gösterisi eşliğinde gözümüzün önünden akıp geçti. Çıt çıkmıyordu. Binlerce insan izliyordu. Açin çok mutluydu. İkizler yere yaydığımız motlarımızın üzerinde çoktan derin uykuya dalmıştı…

disney 25Gösteri bitti. Büyük kalabalık ana caddeden çıkışa doğru yürümeye başladı. Birer omuzumuzda sırt çantası birer omuzumuzda ikizler, hediyelik eşya mağazalarının insanı cezbeden ama bir o kadar tedirgin eden ışıltısıyla Disneyland bize hoşça kal dedi. Mağazalar birinin bile içine girmediğimiz için bize biraz kırgın ya da kızgın olabilir miydi? J Yok canım. Başında Mini Fare’nin kurdelası ile dolaşan yüzlerce kadın ve erkek görmüşken bu hiç de mümkün değildi. 😉

Belki bir daha vaktimz ve gücümüz olmaz diyerek bir çırpıda çıktığımız bu seyahat inanıyorum ki Tripod’un hafızasında, büyük bir şevkle yedikleri pamuk şekerin kokusu ve tadına benzer bir tat bıraktı.

Özetle, ‘çocuklar daha küçük, ne hatırlayacaklar ki’ gibi bir yanılgıya düşmeden, hayal dünyalarında yeni heyecan pencereleri açan ve hafızlarını unutmayacakları bir nefesle dolduran Disneyland’a iyi ki gitmişiz! İyi ki gidebilmişiz…

disney 26Betimser not 1: Üç çocuk iki sırt çantası. Matematiğimiz buydu. Eşimizden başka yardımcımız da yoksa, anne baba olarak yapılacak en akıllıca şey incir çekirdeğini doldurmayacak konularda tartışmayı ve kararsız kalmayı reddetmek ve içinde bulunduğumuz şartları iyisi ve kötüsüyle Tripod ile açıkça paylaşmaktı. Belki de sevinçle karışık tedirginliğimizi hissetikleri için seyahat boyunca uyumlu davrandılar. Bazen yaşlarının gereğini yerine getirdiler- ısrarcı ya da mızıkçı davrandıkları anlar oldu-. Yorgunluktan isyan ettikleri de… Bazen de tersi oldu, olgun davranışlar sergilediler. Ama hiçbir koşulda 7, 6 olmadı, 4’ler 3’e inmedi. Şaşırdık. Mutlu olduk.

Betimser not 2: Kel Tilki kitabımı tren istasyonunun önündeki ağacın dibine bıraktım, bir süre sonra bir ufaklığın elinde uzaklaştığını gördüm.

Betimser not 3: Rada ve Şakacı Şövalye kitabımı ejderha mağarasının çıkışındaki banka bıraktım. Dakikalar sonra pamuk şekercinin arkasında buldum. Sonrasını takip edemedim.

thing pleaeBatimser not 4: Az ‘eşya’, çok ‘meyve ve kuruyemiş’, az ‘endişe’, çok ‘kararında kabulleniş’ seyahatte moral kurtarır. Yalnız, fiziksel yıpranmanın önüne geçmek Tripod ile yola çıkınca mümkün değil tabi. Yine de direniyorum diyebilirim. ‘Beni yenemeyeceksin boyun fıtığı ve vertigo’ çünkü ben Betimserim;)

Hoş kalın…

Betül Kanbolat /Haziran 2015

@betimser / betulkanbolat@gmail.com

Playing English Peek-A-Boo With Your Child

Anne Hikayesin’de her ay erken dil gelişim uzmanı İrina Akbulut bir İngilizce makalesiyle bizlere olacak. İrina bebekler ve çocuklar için erken yaşta ingilizce eğitim programları geliştiren biz uzmandır. 

İrina Instagram’da: @zeytinvelimon

Hello my dear friends!
image (3)This is Irina again with my non-stop talking about early English learning. This time I would like to start with my recent impressions and experiences.
Last month I had a trip to my native country, which is Ukraine. I had a flight from Istanbul and I was greatly impressed by the amount of bilingual  kids I saw at the airport! When you have a child yourself, you always notice other kids around as they noticing each other and start chattering in a language only they can understand. And when you hear them speaking two languages at once, (for example: Italian with the father and Russian with the mother), you feel so impresses and inspired!
I think this is such a wonderful chance for kids, and such a great opportunity for parents to bring up kids in two languages. It is so simple when two parents speak different languages, especially  if the mother or farther is a foreigner. I have met so many interesting families on the Internet and in real life, that one can’t even imagine the different kinds of families!image (1)
For example, mother and father speak different languages, and they move to another country where people speak a totally different language. That’s ok, they are adults and can learn…But what about the kids? Can you imagine how kids grow up in such families where they hear one language from mother, another from father, and third language in a society? They are brought up in three languages, which is amazing! The only problem is keeping those languages that the mother and father speak, when the society the kids live in is different. Life is so interesting, and you understand this when you meet such families.
Why am I talking about this? Because in my practice I meet many families who think that learning English from the 0+ age is not good, or even can have a bad influence on kid’s speech and so on. That is so untrue!!! Learning foreign languages is so amazing in every age, especially for toddlers – it has remarkable influence on their future.
imageYou can even learn English together with your kids using games. I consider that one of the most popular games among toddlers and kids is “Hide and Seek”. As you can play it even when your baby  can’t walk, by holding your baby and looking for toys that you have hidden before in different places in a room, it helps a lot in learning English. All you have to know are the names of the toys( dog, cat, car, book) and several simple sentences. Such as “Where is our ball? Let us find our ball!” You can say this when you are looking for a toy all around the room. It can help if you hide the toy together with your child so that he or she can find it and feel like a champion.
image (2)Other phrases you can use are “Peek-a-boo! Here it is! We have found it!” , “Peek-a-boo! Good for you! You have found it!” When you find a toy together, you should play a little with it using English language. For example, a Taddy Bear can talk to your child “Hello! I am Taddy Bear! What is your name?” he says. And you should help your child answering “My name is Hatice! Nice to meet you Taddy Bear!” When you find a book you can suggest your baby to read it for the bear. This way you can grow their interests in books, as well as helping their social skills. And what can be better than that?
I hope you like our English games and will play them with your kids as soon as possible!
My best wishes to all of you,
Irina

Pakolino!!

pakolino 6Okul öncesi dönemde hikayeler; çocukların hayatı deneyimleyebileceği ilk güvenli platformdur. Çocuklar, hikayelerin içindeki kahramanların biri yada birkaçı ile özdeşleştirir kendini ve içine girer hikaye Dünyasının. O karakterin gözünden görür, onun kulakları ile duyar etrafını… Gerçek dünyada deneyimleyemeyeceği şeyleri Tecrübe eder. Üzülür, sevinir, korkar…. O zaman hikayelerin çocuğun Dilsel ve Bilişsel gelişiminin yanı sıra fizyolojik açıdan beyin Gelişimi üzerinde de büyük Önemi olduğu yadsınamaz.

pakolino 2Hikaye okumak kadar hikayelerin önünde ve sonrasında yapılacak minik çalışmalar, egzersizler ve etkinliklerde tüm bu gelişimleri pekiştirecektir. Okul öncesi dönemde Hikayenin içeriğine paralel hazırlayabileceğiniz bir çok oyun ve aktivite aynı zamanda çocuğunuzun okul sürecinde ki kitap okuma sevgisini ve alışkanlığınızda destekleyecektir.

pakolino 4Pakolino aktivite kutuları; ailelere 4-8 yaş çocukları için her ay farklı temalarda 3 Aşamalı etkinlik paketleri sunmakta. A dan Z ye her detayın düşünülerek hazırlandığı bu eğlenceli kutularda Mayıs ayı ‘Hikaye Dünyası’ olarak planlanmış. Bu kapsamda Kidsnook’un kapısını çalan Pakolino ekibi ortaya masal gibi bir kutu çıkardı!!! Mayıs ayı boyunca sizlerde “Kidsnook15” kodu ile yapılan üyeliklerde 15tl değerinde indirim kazanabilirsiniz!!! Hadi size iyi eğlenceler!!!!

Oyun İyileştirir!

DSC_01772014 ve 2015 yılları benim için seminerlerle dolu, müthiş bir deneyim elde ettiğim 2 yıl. Belediyeler ve STK’lar ile iç içe geçirdiğim bir dönem, hala da devam ediyorum, yaklaşık 60 kadar anne-baba semineri verdim ve ailelere ‘’Oyun oynamayı’’ anlattım. Seminerlerde 2500 ’e yakın katılımcı ile buluştuktan sonra öğrendiğim şey şu; herkesin oyun tanımı farklı. Çocuğuyla oyun oynamak isteyen ailelere önce oyunun onlar için ne demek olduğunu sordum.

Sahi nedir oyun?

Okumaya devam et

Using Books to Learn English

image (1)Anne Hikayesin’de her ay erken dil gelişim uzmanı İrina Akbulut bir İngilizce makalesiyle bizlere olacak. İrina bebekler ve çocuklar için erken yaşta ingilizce eğitim programları geliştiren biz uzmandır. 

İrina Instagram’da: @zeytinvelimon

Hi there! It’s Irina again with English Early Learning Methods. I want to remind you one more time how important it is to learn English from the first month of a baby’s life! Toddlers are so fast to learn and absorb information. They are incredibly talented and they can learn foreign language much faster and easier then adults. Also, learning a second language helps develop a baby in different ways, such as developing brain possibilities, developing character, personality, and so on. 

I would like to stress reading books as one of the main methods in my Early Learning English System. I am completely sure that reading books in general, and reading books in English have great influence on bringing up a personality. Not only children, but even adults enlarge their knowledge with the help of books.

They say if you want your child to start saying his first words earlier, you have to read for at least 30 minutes a day for her or him to listen. For the beginning, it is going to be just playing games while mommy is reading. But the time will come when your toddler will take a book in his own hands (and maybe even taste it with his teeth!) Little by little your baby will start to make some noises, pretending to read a book like a mother. Our kids try to perform like us, so why not show them a good example? Throw off your cell phone while your kid is around and open a book!

image (4)Every day I try to read as many books in English as I can out loud. My girl is fond of listening to my reading, or just turning on pages herself. One can think this has no purpose, but I can argue with that! While listening to mothers reading, kids absorb many things at once: vocabulary, pronunciation, and even grammar on unconscious level.

Time will pass and all those words and word combinations, even sentences will come up in your child’s speech in English. This is a method that many mothers have been practicing during many years in Europe, and other countries all over the world. This is what we enjoy every day with my baby girl, and what I always advise for Turkish and Russian mothers. What can be better than mothers voice reading a story? And of course starting from three months old, a child can be given a colorful English book with bright pictures to look at to discover our world. 

Thanks God nowadays we have a great choice of books in English in Turkey, and all over the world. It is easy to walk in a bookstore and ask for help, or it can be done with one click on an Internet store. The only problem is our fear and, maybe even a little laziness. It is always hard to make a first step…But let’s not forget about our duties. We are not only mothers, we are teachers and conductors for our precious sweet angels called kids. 

I hope this article will help many of you to choose a right way in brining up your kids.

With love and respect,
İrina Akbulut
İrina Instagram’da: @zeytinvelimon

Early English Learning Development with Irina!

Anne Hikayesin’de her ay erken dil gelişim uzmanı İrina Akbulut bir İngilizce makalesiyle bizlere olacak. İrina bebekler ve çocuklar için erken yaşta ingilizce eğitim programları geliştiren biz uzmandır. İrina Instagram’da: @zeytinvelimon

Hi everybody!

imageLet us get acquainted. My name is Irina, and I am a passionate teacher of English. I specialize in tutoring, especially in preschool tutoring and learning systems for toddlers. I have a 14 month old daughter who loves playing in English. Because of this I am always in search of methods and techniques for early development and education. I am sure that all toddlers have huge potential, we just have to find the right way in a right time to discover and develop it. I am a very energetic person and I try to share my energy with other mothers and their kids. I’m convinced that the best teacher for a baby is his or her mother, and the best school for a toddler is a home.

image (2)There are so many books and articles about learning foreign languages from the 0+ age. Believe me, I have read a lot of them, and I have been inspired by most of them. I want to share my knowledge with you, dear Mommies, so that you could give your kids a chance for a better future. Let us bring up bilingual kids together!

And one more thing…By teaching her baby English, one mother can improve her own English skills as well!

With love and respect,
Irina Akbulut
İrina Instagram’da: @zeytinvelimon

Oyun Terapisti Ezgi Ökse’nin Sihirli Oyun Odası

Oyun TerapiSiz hiç hayatınızda oyun oynamaktan hoşlanmayan bir çocuk gördünüz mü?

Eğer görürseniz o çocuk için hemen bir uzmana danışın.

Bu yazıya çok sevdiğim bir egzersiz ile başlayalım istiyorum. Egzersiz şöyle ki, yakınlarınızdaki herhangi bir kâğıda ileride çocuğunuzu nasıl görmek istediğiniz ile ilgili dört madde yazıp, kâğıdı bir köşeye koyarak okumaya devam edebilirsiniz.

Okumaya devam et

Disneyland

image3”Hem çok okuyan bilir, hem de çok gezen” sloganı ile sıkça yollara düşen, kitapsever ve gezgin bir aileyiz biz… 4 yaşındaki kızım Büşra ve 10 yaşındaki oğlum Yavuz ile yaz-kış demeden her fırsatta yurt dışı kaçamakları planlarız… Şimdiye kadar birlikte YUNANİSTAN, BELÇİKA, HOLLANDA, ALMANYA seyahatlerimiz oldu. Bunlar daha çok turistik gezilerdi. Fakat bu sefer sadece eğlenmek için PARİS’e Euro Disneyland’a uçtuk.3 gün 2 gece süren bu büyülü gezimizden geriye kalan anılara ve notlara blogunda yer verdiği için de Hassaanne ECE’ye çok teşekkürler.

Kısaca gezi öncesindeki hazırlıklarımızdan bahsedeyim sizlere;  http://www.eurodisneyland.com sitesinden tüm otel ve bilet işlemlerimizi THY’den ise PARİS biletlerimizi gidiş – dönüş olmak üzere 1 ay öncesinden planladık.

Gidiş-dönüş tarihimizin Ocak ayında hafta içi ve 1 ay önceden alınmış olması sebebiyle gayet avantajlı oldu. Biletlerimiz 3 kişi gidiş – dönüş 1.700 TL . Disneyland Hotel’de 2 gece 3 gün kahvaltı ve park biletleri toplam 1.016 € . Paris’ten hızlı trenle Disneyland’a  gidiş – dönüş 60 €…

Öncelikle 3 gün 2 gece sürecek kısa seyahatimiz için hepimiz birer sırt çantası hazırladık. Ocak ayı olması sebebiyle Fransa’da havanın soğuk olacağını ve Disneyland’ın açık alanda olmasınıda hesaplayarak çocukların kalın mont ve botlarını yanımıza almayı tercih ettik. Bunlar dışında ikişer takım kıyafet, çorap ve iç çamaşırı koyduk çantalarımıza…

Ayrıca cüzdan, pasaport, kitaplarımız, defter, kalem ve atıştırmalıklarımızın olduğu bir kol çantası daha hazırladık.

Yürüme mesafesini en aza indirmek için Disneyland Paris’in giriş kapısı üzerine kurulmuş olan Disneyland Hotel’i tercih ettik. Otele ilk adım attığımız andan itibaren dekorasyimage1onu, tüm personeli ve çocukları büyüleyecek detayları ile kesinlikle verdiğimiz paraya değer. 2 günlük çok giriş – çıkışlı Disneyland, Disneyland Studios biletlerimiz otel fiyatının içindeydi. Ayrıca otel müşterilerine özel hergün için kuyruk beklemeden aktivitelere giriş yapabileceğimiz fastpass biletleride veriyorlar. Otelin en iyi yönlerinden biri ise kuyruklar oluşmadan daha erken giriş yapıp daha geç  çıkış yapabilmemizdi.

Disneyland gibi büyük eğlence merkezlerinin en büyük handicapped ‘ ı uzun süren kuyruklar…  3-4 dk’lık bir etkinlik için yaz aylarında ya da tatil zamanlarında 2 saatlik kuyruklar oluşabiliyor. Çocuklar bu uzun kuyruklarda perişan oluyor. Tabi bunun sonucunda onlarca aktivitelerden 1 gün boyunca sadece 4-5 tanesinde faydalanabiliyorsunuz. Tüm bunları Amerika Disneyland’da tecrübe etmiş olmanın sebebiyle biz kış ayını ve hafta içini tercih ettik. Okul dönemi içerisinde ufak bir kaçamak yaptık.

Otele yerleştikten sonra yağmurlu ve soğuk havaya inat kar tulumlarını ve botlarını giyen çocuklarımla önce Disney Studio’lara giriş yaptık. Öncelikle bir Disney haritası ve program broşürü temin ederek içerisindeki restorantlardan birine oturduk. Elimize birer sıcak chocola sho alıp kendimize bir program oluşturduk. Disney haritalar o kadar detaylı ve akıllı işaretlerle hazırlanmış ki kısa sürede en iyi tur rehberine dönüşüyor.

Mesela; muhakkak görmeniz gerekenler gösteri mi? roller-coster mı? yoksa seyir gezileri mi?  olduğu yerleştirilmiş haritaya. Hangi yaş grubu ya da kaç cm ile girilebileceği, Disney kahramanları ile buluşma noktaları program broşüründe ise günlük olarak gösterilerin hangi saatte nerede olacağı belirtilmiş.

***Bir süre bunlar üzerinde dersinizi çalışırsanız vakit kaybetmeden daha verimli bir şekilde parktan faydalanmamız mümkün.

Ayrıca otel size yağmurluk ile birlikte bebek arabası temin ediyor. Park içerisinde yürümekten yorulan çocuğunuz için bu arabaları kullanabilir ve etkinliklere girerken pusetlere ayrılan bölgede arabanızı park edebilirsiniz.

2 günlük Disneyland turumuz boyunca bir çok ziyaretçinin çocuklarını kar tulumları ile getirdiğini görünce bunun isabetli bir karar olduğuna kanaat etmiş olduk. En çok tercih edilen alanlara sabah erken ya da akşam geç saatte gittik ve 5 dakikada giriş yapabildik.

Yavuz ve Büşra’nın en sevdiği ise Disney Studio ‘da yeni açılan ”RATATOULE” oldu. Raylı fareler üzerinde 4D ekranları arasından geçen muhteşem bir gösteri…

image2Girmek isteyip giremediğimiz tek alan ise 1,40 boy kuralı ile ” INDIANA JONES” oldu. Genelde 1,10 cm ‘den itibaren tüm etkinliklere girilebiliyor. 4 yaşındaki kızım Büşra’nın ise giremediği 3 roller-coaster oldu.

En büyüleyici show her akşam 19:00 ‘da kapanış ile başlayan Disney Şato’daki ışık ve havai fişek şov elbette.20 dk süren bu şov için bile Disneyland’a gitmeye değer.

Tabi birde Disney karakterlerinin her gün 17:00 ‘teki ihtişamlı geçit törenini unutmamak lazım…

Park içerisinde tüm gün süren gezimiz esnasında çubuk kraker ve kuru meyveler kesinlikle kurtarıcı oluyor. Otelin zengin kahvaltısında karnınızı iyice doyurduktan sonra öğlen Disney cafelerden aldığımız sandwicleri akşam ise pizza veya makarna tercih ettik. Otel içerisindeki menüler abartı pahalı olduğu için Disneyland içerisindeki yerler bize daha uygun geldi.

Binlerce çeşit ürünle göz kamaştıran DİSNEYSHOP’lardan ise hediyelik magnetler  ve farklı modellerde şapkalar satın aldık.

OYUNCAKLAR SAHİBİNİ NASIL SEÇER?

Oyuncak nedir, hiç düşündünüz mü? Sadece oyun oynanan nesneler midir oyuncak dediğimiz? Yoksa eğlence olabilir mi? Güven? Gelişim için gerekli malzemeler olarak baktınız mı oyuncaklara?

Uzmanlar oyuncağın tanımını şöyle yapıyor; ‘’Çocukların gelişim basamakları boyunca hareketlerine düzen getiren zihinsel, bedensel, psiko-sosyal gelişimlerinde yardımcı olan hayal gücünü ve yaratıcı yeteneklerini geliştiren tüm oyun malzemelerine ‘oyuncak’ denir.’’

Her yaş döneminin farklı gelişimsel özellikleri ve bu özelliklerin gelişimi için de farklı materyallere ihtiyacı vardır. İşte buna bağlı olarak çocuklar oyunu seçmez tam aksine oyunlar çocukları seçer. Gelişimin her döneminde ihtiyaç duyulan oyun ve oyuncaklar bellidir, ebeveynlerin bilinçlenerek çocuklarını bu oyunlara yönlendirmeleri gerekmektedir.

PAL Oyuncak firması; geçtiğimiz ay Kidsnook Masal Akademi’de biz annelere oyuncakların önemini ve kendi oyuncaklarını anlattı. Oyuncakların çocukların gelişimleri için önemli olduğunu hep biliyorduk fakat istatistiksel ve pedagojik verilerle bu denli desteklenince işin boyutunu insan daha net anlıyor. Yani Oyuncaklar yeni sahiplerini arıyor…

  • Oyun ve oyuncak seçimi ile ilgili toplumda farkındalık uyandırmak

Pal oyuncak firmasınınyola çıkarken ilk hedefi toplumda oyun ve oyuncak seçimi ile ilgili farkındalık uyandırmak, bu yolda ilerlerken diğer oyuncak firmalarından farklı bir strateji belirlemişler. Firma olarak bu amaçla öncelikle öğretmenlere ve okullardaki PDR bölümlerine yönelik projeler düzenlemişler. Profesyonel eğitmenleri ve oyun terapistleri tarafından öğretmenlere ücretsiz eğitimler verilmiş, özel okullardan ve devlet okullarından seçilen pilot okullarda akıl oyunları sınıfları oluşturmuşlar. Çocuk gelişiminde toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla çıktıkları yolda birçok örnek mesaj ve slogan içeren reklamları basın ve medyada yankı bulmuş.

Doğru oyuncak seçiminin çocuk üzerindeki olumlu gelişimine dikkat çeken firma ‘’Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır.’’ sözü ile emin adımlarla birbirinden yararlı projelerine devam etmekte olduklarını belirttiler.

  • Çocukları yaşına, ilgi alanı, beceri ve gelişimlerine uygun oyuncaklarla tanıştırmak

Pal oyuncak farklı gelişim dönemlerine hitap eden Avrupa’daki birçok büyük oyuncak markasını Türkiye pazarına sokmuş. Yine eğitimci ve psikolog desteği ile çocukları uygun oyuncaklarla tanıştırmayı hedeflemişler.Sınıflarda ilkokul ve ortaokul çocuklarının gelişimlerine yönelik destekleyici oyun setlerini öğretmenler eşliğinde uygulayabilecekleri akıl oyunları sınıfları oluşturulmuştur.

  • Kaliteli oyun sürecine koçluk etmek ve gözlemlemek

Firma yetkilileri PAL Oyuncakçı’ lığın şimdiki hedefinin doğrudan annelere ulaşabilmek olduğunun altını çizdiler.

Annelerin oyun ve oyuncak seçmesini destekleyici kampanyaları blog sahibi anneler vasıtasıyla daha fazla aileye ulaştırmak ve seslerini duyurmak, istediklerini belirttiler.

Yaptıkları birbirinden özel projelerle zaten çocukların okullarında varolduklarını belirten firma yetkilileri, sıradaki amaçlarının annelerin gözetiminde çocukların okuldan sonra evlerinde de,  gelişimlerine yardımcı olabilmek olduğunu vurguladılar. Bu konuda ki çalışmaları ve yeni projeleriyle PAL oyuncaklarını artık çocuklarımızın okullarından sonra evlerimize de sokmak istediklerini ve yaptıkları işten duydukları manevi hazzın keyfini de belirtmek istediler.

PAL’in, oyun terapistleri ve eğitimcileriyle seçtiği birbirinden farklı oyuncak yelpazesinde birçok eğitici ve bilimsel oyun yer almakta. Çocuğunuzu evde elektronik cihazlardan uzak tutarken, her türlü gelişimine de katkı sağlayabileceğiniz bir atmosfer yaratmak için, kendi gelişimsel dönemine uygun oyuncaklar seçmenizi öneririz.

Okul Öncesinde Kitap Okumanın Önemi Nedir?

Okul öncesi, çocukların tam anlamıyla hayatı öğrenmeye başladıkları, her şeyi yaşayarak deneyerek keşfettikleri dönemdir. Konuşma becerilerini kazanmış, çevresiyle sosyalleşmeye başlayan çocuklar isteklerini ve ihtiyaçlarını iletişim kurarak anlatmaya çalışırlar. İşte bu dönemde çocuğunuza kitap okumanız onun kendini ifade etmesi, merak duyduğu hayatla ilgili sorularını cevaplaması ve ileride ki okul başarısını etkileyebilecek çok önemli bir faaliyettir.

Kitap, çocuğunuzun kelime hazinesini oluşturur, geliştirir. En basit kelimeden uzun ve karmaşık cümleler kurmasına kadar onun için rehber niteliği taşır.

Yaşadığı dünyayı anlamlandırmasında yardımcı olur.

Hikaye kitapları çocuğunuzun sosyal becerilerini geliştirir, duyguları ve insan ilişkilerini anlamasına yardımcı olur.

Değişik bir çok çeşitte kitabın okul öncesi dönemde çocuğa sunulması onu akademik hayata hazırlayacaktır.

Çocuklar harfleri, yazıların soldan sağa yazıldığını bilmeden doğarlar ve okul öncesi dönemde bunların farkına varırlar.

Kitaplar okul öncesi dönemde olan çocuklar için büyük birer eğlence ve hayal kurma kaynağıdır. Televizyon ve bilgisayarın yerini alabilecek yapay olmayan bir bilgi hazinesidir.

Okul Öncesi Dönemde Nasıl Kitaplar Seçmeliyim?

Resimli Kitaplar: İster siz çocuğunuza okuyun isterseniz kendi başına okusun, resimli kitaplar çocuğunuzun yaşadığı dünyayla ilgili bitmek bilmeyen sorularına cevap bulmasına fırsat verir. Bu dönemde çocuğunuz kısa hikayeleri dinleyecektir fakat onun için hala resimler ön plandadır. Büyük resimli, bol renkli kitapları tercih etmenizde fayda var.

En Sevdiği Karakterler: Çocuğunuza en sevdiği karakterlerin olduğu kitapları alabilirsiniz, böylece kitaplara duyduğu ilgiyi arttırabilir, sayıları, mevsimleri gibi konu başlıklarıyla ona bazı bilgiler öğretebilirsiniz.

En Sevdiği Konular: Çocuğunuzun bu dönemde ilgi duyduğu veya merak ettiği konuları biliyorsanız ona kitap almak için çok fazla düşünmeyin. Onun çevresiyle ve merak ettikleriyle ilişkilendirebileceği konuları olan kitapları tercih edin.

Kafiyeli Kitaplar: Okurken kulağa ritimli gelen, kafiyeli yazılmış hikayeleri tercih ederek çocuğunuzla çok keyifli vakit geçirebilir ona okumayı sevdirmek için bir adım daha atmış olursunuz.

Klasikler: Klasik masalların yüzyıllardır anlatılmasının ve yazılmasının bir nedeni var. Evrensel değerleri rahat ve yaratıcı şekilde çocuğunuza sunmak için klasiklerden vazgeçmeyin.

Aktivite kitapları: Okul öncesi dönemde çocuğunuzun küçük kas becerilerini geliştirir ,bitmeyen bir eğlence sunar. 1001 hayvanı bul, Ali Nerede? Gibi kitaplar konsantrasyonunu ve dikkatini geliştirmesini destekler. Çıkartmalı kitaplarla okumanın ne kadar eğlenceli olduğunu çocuğunuz bir kere daha keşfedecektir.

Uyku Zamanı Kitapları: Hareketli veya yorucu bir günün sonunda yatmadan okuyacağınız kısa hikayeli bir kitapla çocuğunuza sakin ve rahat bir uyku sunabilirsiniz.