Kanada Anaokulu

DSC_0313Ülkemizde devlet okullarının geldiği noktada eğitimin pek çok açıdan yetersiz kalması, maddi durumu iyi olan veya olmayan birçok aileyi özel okullara yönlendiriyor ve bu talep karşısında her an her yerde açılan özel okulları görüyoruz. Devlet okullarının yeterli ihtiyacı karşılayamaması büyük bir özel okul rekabetini de ortaya çıkarıyor. İşte bence bu rekabet çok da iyi oluyor, çünkü tam bu noktada size yeni açılan Kanada Anaokulu’ndan bahsetmek istiyorum..

DSC_0322En iyi koşulları sağlayarak en iyi eğitimi verdiğini söyleyen bir çok okul var etrafta; ancak bu rekabet arasında Kanada Anaokulu eğitimdeki farklı bakış açısı ve yabancı dil eğitimiyle diğer okullardan ayrılacak gibi görünüyor.. Neden diyorsanız;

  • Kanada Eğitim Bakanlığı desteğiyle kurulan Kanada Anaokulu, öğrencilerine uluslararası statüye sahip eğitim alma olanağını küçük yaşlarda sağlıyor. İlkokul da dahil olmak üzere çocuğunuzun eğitimine istediğiniz noktada Kanada’da devam edebiliyorsunuz.
  • Kanada eğitim sistemini okullarında uyguluyorlar ki bu şu demek oluyor; Kanada eğitim alanında dünyada her zaman en başarılı ilk 3 ülkeden biri konumunda ve çocuğunuz şimdi İstanbul’dayken Kanada’daki eğitimi alma fırsatını yakalıyor.

DSC_0331Eğitim sistemlerini biraz daha açmak istiyorum, çünkü Türkiye’de benzer bir eğitimi verdiği iddiasında bulunan birçok okul bulmak mümkün. Fakat bu büyük kurumlarda iş eğitim sistemine gelince çocukların aynı anda aynı şeyi yapmak zorunda oldukları, yeterince seçme hakkı verilmeyen, ödül ve ceza sisteminin bolca kullanıldığı bir sistem süregeliyor ve bunun dışına çıkan her türlü eğitim şekli ülkemizde alternatif eğitim denilerek ötekileştiriliyor.

Kanadalı eğitmenler okullarında çocukların merak ve ilgi alanlarına göre şekillenen bir günlük akış olduğu ve demokratik bir ortam oluşturulduğu bilgisini veriyorlar.

DSC_0297Bunun yanında kademeli olarak native öğretmenler tarafından verilen dil eğitimi çocuğunuzun bütün hayatı boyunca kalıcı ve en büyük destekçisi oluyor.

Önümüzdeki senelerde ilkokul ve lise bölümlerinin de açılması planlanan “Kanada Anaokulu”nu okul tercihlerinizde mutlaka değerlendirin derim.

image004

Reklamlar

3 Çocuk 2 Çanta 1 Disneyland

disney 5Biriken millerimizin son kullanma tarihi yaklaşınca ani bir karar ile Disneyland’a gidiyoruz dedik. Öncesinde yaptığımı hızlı ve kısa araştırma bize Disneyland otellerini seçmemizin büyük kolaylık olacağını işaret ediyordu zira bu otellerde kalanlar bir saat erken Disneyland’a girebiliyorlar, park biletlerini ücretsiz ya da indirimli temin edilebiliyorlar ve en önemlisi yürüyüş mesafesinde olan otellerinden kolaylıkla alana ulaşabiliyorlardı. Hepsi iyi güzeldi ama biz otellerde yer bulamadık. Nisan ayının ortasında güneşli bir hafta için seçmiştik ve olası bilet kuyruğunu bertaraf edebilmek için Disneyland biletlerimizi internet üzerinden Pazartesi ve Çarşamba günleri için satın almıştık. Salı gününü sakin bir Paris turu ile bir nebze dinlenerek geçirmek istedik.

Otelimiz Bailley – Romainvlliers adında küçük bir kasabadaydı. Araçla 10 dakika uzaklıktaydı Disneyland’a.

Olası taşkınlıklarını önlemek adına öncesinde çocuklarımı – ki bu yazıda onlara kısaca Tripod demek istiyorum- yabancı bir ülkeye gideceğimizi, etrafımızdaki insanların başka dillerde konuşacağını ve evimizde alışık olduğumuz yiyecek içeçecek, uyku ve oyun düzenini orada bulamayacağımızı anlattım.

Uçak yolculuğunda büyük oğlum (Açin 7) tek başına seyahat edebileceğini söyledi ve bizden bağımsız bir koltukta babasının görüp kontrol edeceği bir mesafede ayrı oturdu. İkizler benimle birlikte oturdu. Yanıma aldığım boya kalemleri, resim defteri, oyun kartları ve küçük oyuncak arabalar sayesinde uçuş sorunsuz geçti. Bulutu bir öğleden sonra Paris’e indik.

Havaalanının oyun parkından farksız olan insanı uzay üssünde hissettiren yürüyen merdivenleri sayesinde çocuklar için eğlence başlamıştı bile. Pasaport polisi her ne kadar bizi tek tek kontrol etmek istediyse de top şeklide yerde yuvarlanan Tripod’u topluca geçirdi. Otelimize gittik. Eşyaları gelişi güzel odalarımıza bıraktık ve vakit kaybetmeden ertesi günkü ilk Disneyland günümüzün sırt çantası alışverişini yapmak üzere kasabanın marketini bulduk. Ekmek, peynir, meyve, içecekten oluşan alışverişimizi tamamladık. Sırt çantalarımıza yerleştirdik. Seyahate çıkarken yanıma aldığım kuru erik, fındık, badem, kuru kayısı, kuru üzümün seyahat süresince sindirime destek şövalyeler olarak ne kadar işimize yarayacağını henüz bilmiyorduk.

İnternet biletlerimizin baskıları ile Disneyland’a giriş yaptık.

disney 1

Disneyland, ana güvenlikten geçtikten sonra oyun parkları ve stüdyolar olmak üzere ikiye ayrılıyor. İlk gün tercihimiz tematik parkları gezmek oldu. Şehir meydanına adım attığımızda Disneyland rengarenk masal binaları ile bize eğlence sinyallerini vermeye başlamıştı. Girişte verilen park haritası ilk anda karmaşık görünse de ana trene binerek önce dört ana tematik parka dışarıdan baktık. Çok da vakit kaybetmeden bir istasyonda inmeye karar verdik. İkizlerimin yaşına (Albek ve Koças 4) uygun olacağını düşünerek turumuza Fantasyland’dan başladık.

disney 2Sırasıyla en basitten karmaşığa, en az sıra olan eğlence noktasından en kalabalık kuyruklara doğru yol almaya karar verdik. Hızlı geçiş sağlayan noktaları tespit ettik. İlk gözlemimiz her sırada min 25-30 dk beklendiğiydi. Atlı karınca ve döner fincan ile başladık güne. Basit ısınma turlarından sonra sırasıyla, Peter Pan, Pinokyo, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masallarının canlandırıldığı tünellere girdik. Ses ve ışık efektleri sayesinde ben bile çocukluğuma uzandım. Minik bir dünya turu yaptık su üzerinde hareket eden botlara binerek. Tüneller içinden geçtik. (It’s a small world )Maketler, temalar, müzikler küçük yaş grubu çocular için gerçekten etkileyiciydi. Miki Mouse ile buluşulan binanın önündeki sıra bizi önce korkuttu (Meet Mickey Mouse) Sıranın azaldığnı düşündüğümüz bir ara dahil olduk gruba fakat buna rağmen roblar ile bölünmüş salonda ağır ağır ilerleyerek 40 dk. bekledik. Dev ekranda çocuklar sıkılmasın diye Miki Fare’nin klasikleşmiş bölümleri gösterildi. Ve sonunda Miki’in kulisine girdik. Loş, sessiz, kıpkırmızıydı. Bir yetişkin için dayanması zor anlardı ama çocuklar için öyle değildi. Belki de gördükleri en bakımlı ve iri maskot olduğundan ona sarılıyorlar, öpüyorlardı. Görevliler de o birkaç dakika içinde çocukların fotoğrafını çekiyordu. Miki ile 3 dk içinde tanıştık, bakıştık, vedalaştık. Bu vakti harcamaya değer miydi sorusunun cevabı biz yetişkinlerce hayır olsa da Tripod’a sorduğumuzda cevap evetti.

disney 4Alice Harikalar Diyarı’nın neşeli detaylarla dolu –Kurulu bir mekanizmayla çalıların arasından yükselen kraliçe ve yürüyen muhafızları gibi…-Labirenti’nde kaybolduk, kraliçenin şatosuna girdik ve Fantasyland’a bir de yukarıdan baktık. Disneyland logosunda da yer alan o şekerleme gibi şato (Uyuyan Güzel’in Şatosu/ Seeping Beauty Castle) uzaktan zarif görünüyordu. Masal kitaplarından birinin içine düşmüş gibiydik.

.Park içindeki kafe, büfe ve restoranlar çok kalabalıktı. Yemeği geçiştirmek yerine güzel bir öğlen yemeği yemek istedik fakat seçenek oldukça azdı. Yağlı iri hamburgerler ve cipslerle doluydu etraf. Çocukları kıramadık, böyle bir menüye İstanbul’da beş kişilik güzel bir akşam yemeğine ödeyeceğimiz kadar hesap ödedik. Ve tabii bu son olsun dedikJ. Sırt çantamızdaki meyvelerden vazgeçmek yoktu. Sleeping Beauty Castle‘a çıktık ve oradan da Nisan yeşili manzaraya şöyle bir baktık. Ardından şatonun yanındaki Ejderha Mağarası’na girdik. Karanlıkta gözlerinden ateş, burdundan duman çıkan ve bir çocuk için fazlasıyla geçekçi olan ejderha Tripod’u korkuyla karışık büyüledi. Karanlık, nemli ortamdan çıkıp kendimizi pamuk şekercinin önüne attık. Yarım saatlik bir sıra- Pfff- bekledik ama çok lezzetli ve yüzümüzün neredeyse iki katı büyüklükteki pamuk şekerleri afiyetle yedik-Mmmm-Yine beklemeye değmişti.

disney 7Bankların, özenle gövdesi çevrelenmiş manolyaların, yemyeşil ağaçların altı çocuk, genç, anne babalar ile doluydu. Başımızı çevirdiğimiz her yön bize ayrı bir estetik pencere açıyordu. Fotoğraf makinamı kapalı tutmakta zorlanıyordum.

Beklediğimiz onlarca dakikanın karşılığı 5- 10 dakikalık ve fakat sıkı bir şaşırmaca ve eğlence deneyimi olduğu için Tripod her keresinde ‘bir daha’ diyordu. İyiydi güzeldi ama daha önümüzde bir sürü eğlence noktası vardı, Adventureland’ı keşfetme vakti gelmişti.

disney 8Parkta ilk durağımız Indiana Jones & the Temple of Peril oldu. Aramızda boyu ve cesareti uygun tek kişi eşimdi. Onu beklediğimiz yarım saat boyunca çocuklarla bir taşın kenarında gelip geçeni izledik, insanların neşe ve korku çığlıklarını dinledik. Normal koşullarda sağa sola dağılan ve peşlerinden bizi koşturan Tripod babalarının yokluğunda gözle görülür bir ciddiyete büründü ve birbirlerinden ve benim yanımdan ayrılmadan vakit geçirdiler. Indiana Jones’in yanında Piretes Beach ve Karayip Korsanları vardı. Bu bölüm ailecek en sevdiğimiz bölümlerden biri oldu. O karanlık ortamda gerçeğe yakın maketlerle etkileyici bir korsan disney 6şehri yaratılmıştı; hırsızı, sarhoşu, mahkumu, eşi, çocuğu, aşıklari, hazineleri ve iskeletleriyle… Haritamızın üzerine işaret koyduk, evet biz ailecek tekrar Korsanlar Şehrine inecek, hızla suyun üstünden kayıp düşecektik ve ağzımız açık çıkan ilk fotoğraflarımıza inat zafer işareti ile poz verecektik bir sonraki düşme anında.

Alaaddin’in sihirli lambasına dokunup Frontierland’a geçtik.

disney 10Anne ‘bi daha’ baba ‘bi daha’ sesleri arasında kendimizi Big Thunder Mountine sırasında bulduk. Dışarıdan farkedilmeyen çılgın bir sıra. Yalnız çocuklar değil yetişkinler hatta yaşlı çiftlerin bile beklediği, her dilin konuşulduğu, her dilde anne seslenişinin duyulduğu, uzun ve dönemeçli bir sıra. Demir bölmelerin üstüne tırmanıp yürüyen Tripod’u toparlayarak, zaman zaman çekiştirerek, zaman zaman çişleri geldiği için bir köşeye çekip çantamızdaki 1,5 litrelik boş pet şişeleri tuvalet olarak kullanırken arkamızdaki kişilere yol vererek, kısaca mehter takımı gibi ilerleyerek 45 dakika sonra trene varabildik. İyi ki sabrettik, iyi ki sabrettiler. Bu ne hız, bu ne heyecen! Karanlık tüneller, sert dönüşler, çocuk gülüşleri, başları herhangi bir yere çarpmasın diye elini, kolunu, gözünü, yüzünü dört açan ve çocuk sayısına yetişemeyen kucak sayımızla her keresinden onlardan daha büyük sorumluluk ve heyecan duyan biz. Trene de bir kez daha binmeye karar verdik ve haritamızda işaretledik. Sersemlemiş bir şekilde göl kanarında geçip Phantom Manor’a ulaştık. Dışarından bakınca etkileyici bir yapıydı.disney 11 Sanırım tüm detayları düşününce rahatlıkla söyleyebilirim ki; bir gün yolumuz yine Disneyland’a düşerse içine girmeyi tercih etmeyeceğim tek yer olarak aklıma kazındı korku tüneli. Ölü gelinler, piyano sesleri, iskeletler tamam ama iyi çekilememiş ve komik bile bulunabilecek bir korku fimi gibiydi. Oldukça hantal karikatürize bir korku tüneli. Akşam olmak üzereydi. Herkesin boy uzunluğunun standartlara uyduğu, ortak kullanabileceğimiz eğlence noktaları, macera bölümünde tükenmiş gibiydi.

Artık Discoveryland’a geçebilirdik.

disney 21İlk olarak uzay mekiğine bindik (Orbtron). Görüntü olarak mekikti fakat bizim bildiğimiz dönen uçaklardan farkı yoktu. Tek küçük farkı hızıydı belki. Uzun bir sıra vardı. Hava kararmak üzereydi. Çok acıkmıştık yine de eğlence ağır bastı. Önce binelim sonra yemek yeriz kararı aldık. Bu karardan sonra neredeyse bir saat daha sırada bekledik. Sıramız geldi. Hareket ettik. Tripod çoook heyecanlandı fakat yalnızca 5 evet yalnızca 5 tur döndüğü için heyecanın tadı damaklarında kaldı.

disney 23Oyuncak Hikayesi’nin Buzz’u çocukların en sevdiği karakterlerden biri. Başımızı sağa döndürdük ve Buzz bizi uzay savaşı için (Buzz Laser Blast)çağırıyordu. Yarım saatlik bir sıranın ardından elimizdeki ışın tabancaları ile uzay yoluna girdik. Çocuklar gösterilen hedeflere ateş ettiler. Biz anne baba olarak uzay gemisinin dümenindeydik. Çıkış Buzz ve arkadaşlarının ilginç oyuncak ve hediyeliklerinin olduğu mağazaya açıldı Hızlıca göz gezdirdim. Daha önce uzaktan şöyle bir baktığım mağazalara göre çok daha ilginç şeyler vardı fakat eşimle prensip olarak bir karar almıştık. Hiçbir hediyelik eşya mağazasına girmeyecek, vakit kaybetmeyecek ve çoğu çin mali ve kalitesinin çok üstünde fiyatlara satılan ürünlerden almayacaktık(kaliteli ürünler de vardı elbet). Bunu o gün için başardık ve zil çalan midelerimizle meydana yakın restoranlardan birine gittik. Bizi yıkan bir açıklama ile boynumuzu büktük. Servis kapanmıştı. Saat 22:00’ye yaklaşıyordu. Park kapanmak üzereydi. Disneyland Railroad’da ışık gösterisi başlamak üzereydi. Meydan ile ana cadde arası insanlarla dolmaya başlamıştı. Çocuklar açtı. Atıştırmalıklarımız bitmişti. Yorgunduk ve üşüyorduk.

Eşim pizza ve sandviç satan bir restoranın bizim gibi yemeği son ana bırakan insanlardan oluşan kuyruğuna girdi. Kaldırımlar, mağazaların önü gitgide kalabalıklaşıyordu.

disney 22Kafelerin tüm masaları dolmuştu, kısa süre sonra da ana yolu tamamen insanlar kapladı. Çoculara yedek giysilerini giydirdim. Albek çok zayıf olduğu için üşüyor, Koças uykuya düşkün olduğu için uyumak istiyorum diyerek mızmızlanıyordu. Abicik Açin ise ışık şovunu izlemek için sabırsızlanıyordu. Kafam karmakarışıktı. Restoranın son yiyeceklerini alan (bir kek, bir salata kasesi ve iki pizza dilimi) eşim yanımıza geldi. Çocuklar yiyeceklerin görüntüsün yadırgadılar. Açlığa yenik düşüp atıştırdılar ama üç yudumdan sonra yemeği bıraktılar. Ve derken beklenen oldu ikizler evimize gidelim diye tek bir ağızdan haykırmaya başladı. Bu haykırışla birlikte ışık gösterisi de başladı. Açin kalabalığın içine doğru sevinçle ilerlerken önünü kestik. Ters yöne, çıkışa, istasyondaki taksi durağına doğru yürümeliydik. Kardeşlerinin dayanamadığını söyledik ona ve söz verdik; ikinci gelişimizde her ne olursa olsun ışık gösterisini birlikte izleyecektik. İsteksizce tamam dedi, arkamıza takıldı. Odamıza girdiğimizde kim nasıl ne şekide uyudu pek hatırlamıyoruz. Kim nereye kıvrıldıysa orada kaldı. Artık eller sabah uyanıldığında yıkanacak, dişler kahvaltıdan önce fırçalanacaktı. Tatil biraz da bu demekti. Biraz gevşemek ve herşeyi akışında kabul etmekti. Ve fakat saçma bir huzursuzlukla ıslak mendili alıp çocukların ellerini sildim. Öptüm onları ve Zzzzz.

Ertesi sabah trenle Paris. Uzun bir Paris günü . Kaçırılan tren yüzünden son trenle otele dönüş. Ayrı bir yazı konusu. Yaşadıklarımızı bir biz bir belimiz, bir boynumuz, bir sırtımız, bir de ayaklarımız biliyor:))

disney 20Çarşamba Disneyland… O gün planımız belliydi. Önce stüdyolar bölümüne gidecek, vakit kalır ise tekrar macera parkına dönecektik. Ve öyle de oldu. Şöyle ki…

Önce Disney karakterlerinin saat başı gerçekleşen imza seramonisini izledik. Açin çılgınca imza alan çocukları görünce onlara imrendi. Cep ajandamı ve mini tükenmez kalemimi çıkarıp ona verdim. Fakat ne olduysa oğlumun karşısına denk gelen maskot- kalemi ve not defterini çok küçük bulmuş olabilir- imza vermedi. Açin çok üzüldü. Ve bir daha o seramoniyi izlemedi.

disney 16Çizgi karakter Stitch’in interaktif şovuna katıldık. Salonda yalnız Fransızlar vardı. Şov Fransızcaydı. Hiç bir şey anlamadık ancak jest, mimik ve seslendirmeler sayesinde izlediğimiz animasyona ailecek güldük. Ve tabi buna da inananmadık. Ardından büyük bir sinema salonuna(CineMagic) girdik. Gerçekten sihirli bir sinemaydı izlediğimiz. 1900’lü yılların başından günümüze kadarki süreçte çekilmiş, aklımıza kazınmış olan filmleri, iki güncel karakteri de içine katarak sinema perdesinin önünde ve arkasındaki sihirli oyunlara dönüştüren ilginç prodüksiyon sayesinde farklı bir gözle izledik. Backlot’da Armageddon filminin bir parçası olduk. Uzay mekiğimize göktaşları çarptı, sarsıldık, ürperdik ve en sonunda ateş alan uzay gemisinden dışarı çıktık.

Bu bölümün en büyük Roller Coaster’ı (Rock’n Roll Aerosmith)’e Açin babasıyla bindi. İkizler boy sınırına takıldı. En çılgın eğlencelerden biri olduğunu söylediler. İnanıyorumJ Stüdyolar’da iki önemli nokta için Fast Pass(hızlı geçiş )almıştık. Moteurs Action ve The Twilight Zone Tower of Terror. İlkinde bir aksiyon film nasıl çekilir öğrendik. Motosikletler, arabalar, patlayan silahlar, ateş alan variller ve yanan insanlardan oluşan gösteriyi izledik. Diğerinde ise geçmiş bir kazada hayatını kaybetmiş hayaletlere el sallayıp 4 katlı binadan hızla düşerek onların kaderini yaşamış bulunduk. Bu düşüş öyle hızlıydı ki zayıf olan Albek’in kollarımın altından havalandığına şahit oldum. Yüzümüzde dev şaşkınlık ve gülümseme ile keşfe devam ettik.

disney 15Toy Story PlayLand ikizlerin en keyif aldığı alanlardan biri oldu. RC Racer ‘a binen abilerini heyecanla izlediler ve kuru erik, badem molası verdiler. Uçan Halı ve Slinky Dog Zigzag Spin 4 yaşa uygun eğlence araçları olarak stüdyolar bölümünde ufaklıkları oyalamayı başardı. Askeri birlik paraşütlerinden atladık, konuşan dinozara laf attık ve heyecanla tematik parklar bölümüne geri döndük.

Korsanalar Şehri ve Big Thunder Mountain ikinci kez bizi bekliyordu. Şans elverdi, uzun kuyruklar yoktu. En zevk aldığımız eğlence alanlarını birkez daha görmüş olduk.

Meydandaki çeşmeden su içtik. Giysilerimizi kalınlaştırdık. Şatoyu oldukça iyi gören alanda temiz ve rengarenk bir çöp kutusunasırtımızı dayayarak yere oturduk ve ışık gösterisini bekledik.

Elbette bunu da beklemeye değdi. Peter Pan’ın sunumuyla klasik pek çok masal müzik ve ışık gösterisi eşliğinde gözümüzün önünden akıp geçti. Çıt çıkmıyordu. Binlerce insan izliyordu. Açin çok mutluydu. İkizler yere yaydığımız motlarımızın üzerinde çoktan derin uykuya dalmıştı…

disney 25Gösteri bitti. Büyük kalabalık ana caddeden çıkışa doğru yürümeye başladı. Birer omuzumuzda sırt çantası birer omuzumuzda ikizler, hediyelik eşya mağazalarının insanı cezbeden ama bir o kadar tedirgin eden ışıltısıyla Disneyland bize hoşça kal dedi. Mağazalar birinin bile içine girmediğimiz için bize biraz kırgın ya da kızgın olabilir miydi? J Yok canım. Başında Mini Fare’nin kurdelası ile dolaşan yüzlerce kadın ve erkek görmüşken bu hiç de mümkün değildi. 😉

Belki bir daha vaktimz ve gücümüz olmaz diyerek bir çırpıda çıktığımız bu seyahat inanıyorum ki Tripod’un hafızasında, büyük bir şevkle yedikleri pamuk şekerin kokusu ve tadına benzer bir tat bıraktı.

Özetle, ‘çocuklar daha küçük, ne hatırlayacaklar ki’ gibi bir yanılgıya düşmeden, hayal dünyalarında yeni heyecan pencereleri açan ve hafızlarını unutmayacakları bir nefesle dolduran Disneyland’a iyi ki gitmişiz! İyi ki gidebilmişiz…

disney 26Betimser not 1: Üç çocuk iki sırt çantası. Matematiğimiz buydu. Eşimizden başka yardımcımız da yoksa, anne baba olarak yapılacak en akıllıca şey incir çekirdeğini doldurmayacak konularda tartışmayı ve kararsız kalmayı reddetmek ve içinde bulunduğumuz şartları iyisi ve kötüsüyle Tripod ile açıkça paylaşmaktı. Belki de sevinçle karışık tedirginliğimizi hissetikleri için seyahat boyunca uyumlu davrandılar. Bazen yaşlarının gereğini yerine getirdiler- ısrarcı ya da mızıkçı davrandıkları anlar oldu-. Yorgunluktan isyan ettikleri de… Bazen de tersi oldu, olgun davranışlar sergilediler. Ama hiçbir koşulda 7, 6 olmadı, 4’ler 3’e inmedi. Şaşırdık. Mutlu olduk.

Betimser not 2: Kel Tilki kitabımı tren istasyonunun önündeki ağacın dibine bıraktım, bir süre sonra bir ufaklığın elinde uzaklaştığını gördüm.

Betimser not 3: Rada ve Şakacı Şövalye kitabımı ejderha mağarasının çıkışındaki banka bıraktım. Dakikalar sonra pamuk şekercinin arkasında buldum. Sonrasını takip edemedim.

thing pleaeBatimser not 4: Az ‘eşya’, çok ‘meyve ve kuruyemiş’, az ‘endişe’, çok ‘kararında kabulleniş’ seyahatte moral kurtarır. Yalnız, fiziksel yıpranmanın önüne geçmek Tripod ile yola çıkınca mümkün değil tabi. Yine de direniyorum diyebilirim. ‘Beni yenemeyeceksin boyun fıtığı ve vertigo’ çünkü ben Betimserim;)

Hoş kalın…

Betül Kanbolat /Haziran 2015

@betimser / betulkanbolat@gmail.com

Disneyland

image3”Hem çok okuyan bilir, hem de çok gezen” sloganı ile sıkça yollara düşen, kitapsever ve gezgin bir aileyiz biz… 4 yaşındaki kızım Büşra ve 10 yaşındaki oğlum Yavuz ile yaz-kış demeden her fırsatta yurt dışı kaçamakları planlarız… Şimdiye kadar birlikte YUNANİSTAN, BELÇİKA, HOLLANDA, ALMANYA seyahatlerimiz oldu. Bunlar daha çok turistik gezilerdi. Fakat bu sefer sadece eğlenmek için PARİS’e Euro Disneyland’a uçtuk.3 gün 2 gece süren bu büyülü gezimizden geriye kalan anılara ve notlara blogunda yer verdiği için de Hassaanne ECE’ye çok teşekkürler.

Kısaca gezi öncesindeki hazırlıklarımızdan bahsedeyim sizlere;  http://www.eurodisneyland.com sitesinden tüm otel ve bilet işlemlerimizi THY’den ise PARİS biletlerimizi gidiş – dönüş olmak üzere 1 ay öncesinden planladık.

Gidiş-dönüş tarihimizin Ocak ayında hafta içi ve 1 ay önceden alınmış olması sebebiyle gayet avantajlı oldu. Biletlerimiz 3 kişi gidiş – dönüş 1.700 TL . Disneyland Hotel’de 2 gece 3 gün kahvaltı ve park biletleri toplam 1.016 € . Paris’ten hızlı trenle Disneyland’a  gidiş – dönüş 60 €…

Öncelikle 3 gün 2 gece sürecek kısa seyahatimiz için hepimiz birer sırt çantası hazırladık. Ocak ayı olması sebebiyle Fransa’da havanın soğuk olacağını ve Disneyland’ın açık alanda olmasınıda hesaplayarak çocukların kalın mont ve botlarını yanımıza almayı tercih ettik. Bunlar dışında ikişer takım kıyafet, çorap ve iç çamaşırı koyduk çantalarımıza…

Ayrıca cüzdan, pasaport, kitaplarımız, defter, kalem ve atıştırmalıklarımızın olduğu bir kol çantası daha hazırladık.

Yürüme mesafesini en aza indirmek için Disneyland Paris’in giriş kapısı üzerine kurulmuş olan Disneyland Hotel’i tercih ettik. Otele ilk adım attığımız andan itibaren dekorasyimage1onu, tüm personeli ve çocukları büyüleyecek detayları ile kesinlikle verdiğimiz paraya değer. 2 günlük çok giriş – çıkışlı Disneyland, Disneyland Studios biletlerimiz otel fiyatının içindeydi. Ayrıca otel müşterilerine özel hergün için kuyruk beklemeden aktivitelere giriş yapabileceğimiz fastpass biletleride veriyorlar. Otelin en iyi yönlerinden biri ise kuyruklar oluşmadan daha erken giriş yapıp daha geç  çıkış yapabilmemizdi.

Disneyland gibi büyük eğlence merkezlerinin en büyük handicapped ‘ ı uzun süren kuyruklar…  3-4 dk’lık bir etkinlik için yaz aylarında ya da tatil zamanlarında 2 saatlik kuyruklar oluşabiliyor. Çocuklar bu uzun kuyruklarda perişan oluyor. Tabi bunun sonucunda onlarca aktivitelerden 1 gün boyunca sadece 4-5 tanesinde faydalanabiliyorsunuz. Tüm bunları Amerika Disneyland’da tecrübe etmiş olmanın sebebiyle biz kış ayını ve hafta içini tercih ettik. Okul dönemi içerisinde ufak bir kaçamak yaptık.

Otele yerleştikten sonra yağmurlu ve soğuk havaya inat kar tulumlarını ve botlarını giyen çocuklarımla önce Disney Studio’lara giriş yaptık. Öncelikle bir Disney haritası ve program broşürü temin ederek içerisindeki restorantlardan birine oturduk. Elimize birer sıcak chocola sho alıp kendimize bir program oluşturduk. Disney haritalar o kadar detaylı ve akıllı işaretlerle hazırlanmış ki kısa sürede en iyi tur rehberine dönüşüyor.

Mesela; muhakkak görmeniz gerekenler gösteri mi? roller-coster mı? yoksa seyir gezileri mi?  olduğu yerleştirilmiş haritaya. Hangi yaş grubu ya da kaç cm ile girilebileceği, Disney kahramanları ile buluşma noktaları program broşüründe ise günlük olarak gösterilerin hangi saatte nerede olacağı belirtilmiş.

***Bir süre bunlar üzerinde dersinizi çalışırsanız vakit kaybetmeden daha verimli bir şekilde parktan faydalanmamız mümkün.

Ayrıca otel size yağmurluk ile birlikte bebek arabası temin ediyor. Park içerisinde yürümekten yorulan çocuğunuz için bu arabaları kullanabilir ve etkinliklere girerken pusetlere ayrılan bölgede arabanızı park edebilirsiniz.

2 günlük Disneyland turumuz boyunca bir çok ziyaretçinin çocuklarını kar tulumları ile getirdiğini görünce bunun isabetli bir karar olduğuna kanaat etmiş olduk. En çok tercih edilen alanlara sabah erken ya da akşam geç saatte gittik ve 5 dakikada giriş yapabildik.

Yavuz ve Büşra’nın en sevdiği ise Disney Studio ‘da yeni açılan ”RATATOULE” oldu. Raylı fareler üzerinde 4D ekranları arasından geçen muhteşem bir gösteri…

image2Girmek isteyip giremediğimiz tek alan ise 1,40 boy kuralı ile ” INDIANA JONES” oldu. Genelde 1,10 cm ‘den itibaren tüm etkinliklere girilebiliyor. 4 yaşındaki kızım Büşra’nın ise giremediği 3 roller-coaster oldu.

En büyüleyici show her akşam 19:00 ‘da kapanış ile başlayan Disney Şato’daki ışık ve havai fişek şov elbette.20 dk süren bu şov için bile Disneyland’a gitmeye değer.

Tabi birde Disney karakterlerinin her gün 17:00 ‘teki ihtişamlı geçit törenini unutmamak lazım…

Park içerisinde tüm gün süren gezimiz esnasında çubuk kraker ve kuru meyveler kesinlikle kurtarıcı oluyor. Otelin zengin kahvaltısında karnınızı iyice doyurduktan sonra öğlen Disney cafelerden aldığımız sandwicleri akşam ise pizza veya makarna tercih ettik. Otel içerisindeki menüler abartı pahalı olduğu için Disneyland içerisindeki yerler bize daha uygun geldi.

Binlerce çeşit ürünle göz kamaştıran DİSNEYSHOP’lardan ise hediyelik magnetler  ve farklı modellerde şapkalar satın aldık.